Orta Doğu'da diplomatik çabalarla sağlanan ateşkes süreci, sahada devam eden askeri operasyonların gölgesinde büyük bir sınav veriyor. Lübnan ile İsrail arasında 17 Nisan'da yürürlüğe giren ve uluslararası toplumun baskısıyla birkaç kez uzatılan ateşkes anlaşmasına rağmen, İsrail ordusunun Lübnan topraklarına yönelik saldırıları kesintisiz sürüyor. Çeşitli askeri gerekçeler öne sürülerek devam eden bu operasyonlar, mart ayından bu yana güneydeki beldelerde yaşanan işgalin ve ülke genelinde yerinden edilen bir milyonu aşkın sivilin yarattığı devasa insani krizin çözümünü çıkmaza sürüklüyor.
Şiddetli patlamalar ve coğrafi yıkım
Lübnan'ın güney hattı, son günlerde insansız hava araçları (İHA), savaş uçakları ve topçu bataryalarının koordineli saldırılarına sahne oluyor. Lübnan resmi haber ajansı NNA'nın saha raporlarına göre, özellikle Sur ve Nebatiye bölgeleri ağır bombardıman altında. Nebatiye kırsalında ve tarihi Şakif Kalesi çevresinde art arda yaşanan şiddetli patlamaların yanı sıra, Kantara beldesini hedef alan saldırıların dağın bir bölümünün çökmesine neden olacak kadar büyük bir tahribat yaratması sahadaki şiddetin boyutunu gözler önüne seriyor.
Başkente uzanan askeri hareketlilik
Sınır hattındaki bu ağır bombardımanın yanı sıra, İsrail'e ait insansız hava araçlarının başkent Beyrut'un Dahiye bölgesi üzerinde alçak irtifada uçuşlar gerçekleştirmesi, gerilimin yalnızca güneyle sınırlı kalmayabileceğinin sinyallerini veriyor. Başkent semalarındaki bu tür gövde gösterileri ve askeri keşif faaliyetleri, diplomatik kanalların açık tutulmaya çalışıldığı bir dönemde çatışmanın bölgesel bir savaşa evrilme riskini tırmandırmaya devam ediyor.





