Malezya, uzun yıllardır Myanmar'daki zulümden kaçan Arakanlı Müslümanlara sağladığı sığınma alanını yeniden şekillendirecek kritik bir diplomatik uzlaşıya imza attı. Malezya Başbakanı Anwar Ibrahim, ülkesinde mültecilerle yerel topluluklar arasında son dönemde giderek tırmanan gerilimin gölgesinde, Myanmar yönetimiyle yürütülen müzakerelerin olumlu sonuçlandığını ve Myanmar'ın ilk etapta 5 bin Arakanlı sığınmacıyı geri almayı kabul ettiğini açıkladı. Bu uzlaşı, Birleşmiş Milletler (BM) tarafından dünyanın en büyük vatansız topluluğu olarak nitelendirilen ve onlarca yıldır Myanmar'da vatandaşlık haklarından mahrum bırakılan Arakanlıların statüsüne ilişkin uluslararası tartışmalara yeni bir boyut kazandırıyor.
Tırmanan Sosyal Gerilim ve Mülteci Politikalarında Revizyon
Myanmar ile sağlanan bu geri dönüş anlaşmasının arka planında, Malezya içindeki sosyal dinamiklerde yaşanan değişimler yatıyor. Geçtiğimiz aylarda çevrimiçi nefret söylemleri ve yanlış bilgilendirme kampanyalarının hedefi haline gelen Arakanlı mülteciler, yerel halkın artan baskısıyla karşı karşıya kalmıştı. Hatta kısa bir süre önce Penang eyaletinde evlerinden zorla çıkarıldıklarını belirten ve geçerli BM belgelerine sahip olan yüzü aşkın sığınmacının başkent Kuala Lumpur'daki Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği (UNHCR) ofisi önünde toplanması, gerilimi daha da görünür kılmıştı. Malezya güvenlik güçlerinin bu grubu önce gözaltına alıp ardından serbest bırakması, ülkenin sığınmacılara yönelik sertleşen tutumunun bir yansıması olarak kayıtlara geçti.
BM Mülteci Sözleşmesi'ne taraf olmayan ve sığınmacıları yasadışı göçmen olarak değerlendiren Malezya yönetimi, bir süredir kendi iç sığınma sistemini kurmayı hedefliyor. Bu doğrultuda Kuala Lumpur yönetimi, UNHCR'den ülkedeki yeni mülteci kayıtlarını geçici olarak durdurmasını talep etmişti. Şubat ayı sonu itibarıyla Malezya'da UNHCR'ye kayıtlı yaklaşık 126 bin Arakanlı mülteci bulunurken; Myanmar ve UNHCR yetkililerinin Başbakan Anwar'ın açıklamasına ilişkin henüz resmi bir değerlendirmede bulunmaması, bu devasa nüfusun geleceğine dair belirsizlikleri koruyor.