Savaşın Anlamını Parçalamak: Trump’ın İran Söylemine Yapısökümcü Bir Bakış

Modern savaşlar yalnızca cephede yürümüyor; aynı zamanda söylem alanında da gerçekleşiyor. Liderlerin kullandığı dil, savaşın nasıl algılandığını, nasıl meşrulaştırıldığını ve kamuoyunun nasıl yönlendirildiğini belirliyor. ABD ile İran arasında başlayan savaşın ilk günlerinden itibaren Başkan Donald Trump’ın açıklamaları tam da bu açıdan dikkat çekici bir tablo ortaya koyuyor. Trump’ın “söylemsel tutarsızlığı” savaşın anlamını netleştirmek yerine giderek daha fazla belirsizleştiriyor.

Trump bir gün savaşın “çok kısa süreceğini” söylüyor, ertesi gün savaşın “gerektiği kadar devam edeceğini” ifade ediyor. Bir açıklamasında İran’ın askeri kapasitesinin “neredeyse tamamen yok edildiğini” iddia ediyor, başka bir açıklamasında ise yeni operasyonların devam ettiğini vurguluyor. İlk bakışta bu durum klasik bir kriz iletişimi problemi veya siyasi retorik dalgalanması gibi görünüyor. Ancak bu açıklamalar yapısöküm perspektifiyle incelendiğinde daha farklı bir tablo ortaya çıkıyor: Trump’ın söylemi anlam üretmekten çok anlamı parçalama eğilimi gösteriyor.

Peki nedir bu yapısöküm yaklaşımı? Bu yaklaşım çoğunlukla Fransız düşünür Jacques Derrida ile ilişkilendirilmektedir. Derrida’ya göre metinler çoğu zaman tek ve sabit bir anlam üretmez; aksine içlerinde barındırdıkları çelişkiler aracılığıyla anlamlarını sürekli yeniden kurar ve parçalar. Siyasi söylemler de bu anlamda birer metin gibi okunabiliyor. Trump’ın İran savaşı hakkındaki açıklamaları kronolojik olarak yan yana konulduğunda ortaya çıkan tablo tam olarak böyle bir yapı gösteriyor.

Trump’ın söylemi üç farklı anlatı arasında gidip geliyor. İlk anlatı hızlı zafer söylemi olarak ortaya çıkıyor. Bu anlatıya göre savaş kısa sürede sonuçlanacak ve İran askeri olarak çökücektir. İkinci anlatı belirsiz süre söylemi olarak şekilleniyor; bir gün önce savaş birkaç haftada bitecekken bir gün sonra söylem savaşın gerektiği kadar sürebileceğidir. Üçüncü anlatı ise kişisel sezgi söylemi olarak ortaya çıkıyor; savaşın ne zaman biteceği liderin sezgisine bağlı görünüyor. Bu üç anlatı aynı söylem içinde eş zamanlı olarak varlığını sürdürüyor.

Bu durum özellikle zaman anlatısında daha belirgin hale geliyor. Modern devletler savaşlarını genellikle belirli bir stratejik çerçeve içinde tanımlar: hedef, süre ve araçlar mümkün olduğunca açık biçimde ifade edilir. Trump’ın söyleminde ise zaman sürekli yer değiştiriyor. Savaş bir açıklamada “bitmek üzere” olan bir operasyon gibi görünürken başka bir açıklamada belirsiz süreli bir çatışmaya dönüşüyor. Bu durum savaşın anlamını sabitlemek yerine sürekli kaygan bir zemine taşıyor.

Benzer bir parçalanma zafer söyleminde de ortaya çıkıyor. Trump bir yandan İran’ın askeri kapasitesinin büyük ölçüde yok edildiğini söylüyor, diğer yandan yeni askeri operasyonların devam ettiğini ifade ediyor. O zaman insanın aklına şu soru geliyor; eğer zafer kazanılmışsa savaş neden devam ediyor? Yapısöküm perspektifinden bakıldığında bu tür söylemler kendi mantıklarını zayıflatan iç gerilimler üretiyor.

Tarihsel olarak benzer söylemsel gerilimler daha önce de görülmüştü. Vietnam Savaşı sırasında Başkan Richard Nixon bir yandan barış görüşmelerinden söz ederken diğer yandan savaşın genişletilmesi kararını açıklamıştır. Bu durum savaşın stratejik hedefi konusunda ciddi bir belirsizlik yaratmış ve kamuoyunda güven erozyonuna yol açmıştır. Bu açıdan bakıldığında İran ABD’nin yeni Vietnamı’ı olabilir mi? sorusu akıllara gelmektedir.

Trump’ın İran savaşı söylemi de benzer bir retorik yapı üretiyor. Bu söylem tek bir stratejik anlam üretmek yerine farklı ve çoğu zaman birbirini zayıflatan anlatıların aynı anda dolaşıma girdiği bir alan oluşturuyor. Başka bir ifadeyle burada ortaya çıkan şey net bir savaş anlatısı değil, anlamın sürekli parçalandığı bir söylem alanı oluyor.

Bu nedenle Trump’ın açıklamalarını yalnızca siyasi iletişim hataları olarak okumak yeterli görünmüyor. Daha geniş bir perspektiften bakıldığında bu söylem, günümüz siyasi iletişiminde giderek daha sık görülen belirsizlik ve çok anlamlılık üzerine kurulu yeni retorik biçimlerinden birini temsil ediyor.