ABD Başkanı Donald Trump, küresel diplomasi dengelerini sarsan "Barış Kurulu" (Board of Peace) girişiminin Gazze'deki Hamas ve diğer silahlı grupların tamamen silahsızlandırılması ile İsrail ordusunun bölgeden kademeli olarak çekilmesini öngören tarihi bir anlaşmaya imza attığını duyurdu. Nispeten yakın dönemde Gazze topraklarının önemli bir bölümünü kontrol altında tutan İsrail güçlerinin çekilme takvimi ile silahsızlanma sürecinin eşzamanlı yürütüleceği belirtilirken, bu gelişme Washington'ın Orta Doğu politikalarındaki en iddialı ve tartışmalı adımlarından biri olarak öne çıkıyor. Gelişme, bir yandan karmaşık krizlere hızlı bir müdahale modeli olarak övülürken, diğer yandan uluslararası hukuku ve Birleşmiş Milletler'in (BM) kurumsal otoritesini zayıflattığı gerekçesiyle sert eleştirilerin hedefi oluyor.
BM'ye Paralel Yapı ve Finansal Üyelik Modeli
İlk kez geçen yıl gündeme getirilen Barış Kurulu, Trump’ın başkanlığında sadece Gazze ile sınırlı kalmayıp küresel ölçekteki diğer çatışmaları da kapsayacak geniş bir yetki alanıyla kurgulandı. Tradisyonel olarak BM'nin yürüttüğü kriz çözme işlevlerini üstlenmeyi hedefleyen yapının tüzüğünde dikkat çekici finansal kurallar yer alıyor. Buna göre kurula katılan ülkeler üç yıllık sürelerle sınırlı tutulurken, 1 milyar dolar fon katkısı sağlayan üyelere daimi üyelik statüsü veriliyor. ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, özel temsilci Steve Witkoff, eski İngiltere Başbakanı Tony Blair ve Jared Kushner gibi isimlerin kurucu icra kurulunda yer aldığı yapı, BM Güvenlik Konseyi'nin geçtiğimiz aylarda kabul ettiği karar tasarısıyla Gazze'de 2027 yılına kadar geçici bir uluslararası istikrar gücü konuşlandırma yetkisini elde etmiş durumda. Ancak Çin ve Rusya gibi veto yetkisine sahip devlerin BM'nin süreçteki rolünün muğlaklığı gerekçesiyle çekimser kalması, kurulun hukuki meşruiyetine dair soru işaretlerini koruyor.
Bölünen Küresel İttifaklar ve Diplomatik Çatlak
Barış Kurulu, küresel siyasette belirgin bir kutuplaşmayı da beraberinde getirdi. Türkiye, Suudi Arabistan, İsrail, Mısır, Katar, Birleşik Arap Emirlikleri, Ürdün ve Endonezya'nın yanı sıra Arjantin ve Vietnam gibi yirmiden fazla ülke resmi üye olarak yapıda yer alırken; Batı bloğunun ana aktörleri ve Küresel Güney'in lider ülkeleri kurula katılmayı reddetti. İngiltere, Fransa, Almanya ve Avrupa Birliği yönetimleri teklifi geri çevirirken; Brezilya ve Meksika masada Filistinli bir temsilcinin bulunmamasını gerekçe göstererek katılım sağlamadı. Vatikan kriz yönetimlerinin BM çatısı altında sürdürülmesi gerektiğini vurgularken, Çin ve Rusya mesafeli tutumunu sürdürüyor.
Sömürgecilik Eleştirileri ve Sahadaki Yeniden İnşa Adımları
İnsan hakları örgütleri ve bağımsız gözlemciler, Gazze'nin geçici yönetimini üstlenen bir yapıda Filistin temsilinin yer almamasını ve yıkıma yol açan askeri harekatın tarafı olan İsrail'in kurulda karar verici konumda bulunmasını sert bir dille eleştiriyor. Kurulun vesayet benzeri sömürgeci bir yapıya benzediğine dikkat çeken uzmanlar, Tony Blair gibi geçmişteki emperyal müdahalelerle anılan isimlerin varlığını da kriz kaynağı olarak nitelendiriyor. Buna rağmen sahadaki faaliyetlerine devam eden kurul, Gazze'nin yeniden inşası için 7 milyar dolarlık bir fon toplandığını açıklarken, insani pilot bölgeler oluşturulması ve altyapı projelerinin yürütülmesi konusunda Dubai merkezli DP World gibi küresel lojistik devleriyle temaslarını sürdürüyor.