Washington ile Tahran arasında ağustos ayında gözlemlenen nispi sükunet, Körfez sularında ve Orta Doğu hava sahasında peş peşe yaşanan askeri angajmanlarla yerini yeniden şiddetli bir çatışma döngüsüne bıraktı. ABD ordusunun, İran'ın can damarı konumundaki ham petrol ihracatını felce uğratmak amacıyla beş İran petrol tankerini imha etmesinin ardından, İran Devrim Muhafızları Ordusu geniş çaplı bir misilleme harekatı başlattı. Tahran'ın karşı saldırıları kapsamında, Ürdün'de bulunan bir Amerikan hava üssü ile seyir füzesi ve gelişmiş hava savunma sistemleri taşıyan ABD muhripleri hedef alındı. Küresel enerji piyasalarında şok etkisi yaratan bu tırmanış, Brent petrol fiyatlarını temmuz ayından bu yana en yüksek seviyesine taşırken, uluslararası ticarette yeni bir tedarik krizinin sinyallerini veriyor.

Ürdün hava sahasında füze savunması ve denizaltı gerilimi
İran'ın balistik füze saldırıları, bölgesel müttefikleri de doğrudan çatışmanın içine çekiyor. Ürdün Silahlı Kuvvetleri, kendi hava sahasına yönelen 20 İran balistik füzesinden 18'ini hava savunma sistemleriyle başarılı bir şekilde imha ettiğini, kalan füzelerin ise boş arazilere düştüğünü duyurdu. Füze trafiğiyle eş zamanlı olarak Hürmüz Boğazı'nın girişinde yaşanan teknoloji savaşı da krizin bir diğer cephesini oluşturuyor. İran donanması, karmaşık bir istihbarat operasyonuyla ABD'ye ait en gelişmiş insansız denizaltı araçlarından birine el koyduğunu açıklarken; Amerikan ordusu cihazın ele geçirilmesinden bahsetmekten kaçınarak aracın sadece "arıza yaptığını" savundu.
Ekonomik abluka ve havacılık sektörüne yaptırım kıskacı
Sahadaki askeri ve taktiksel çatışmalara paralel olarak Washington yönetimi, İran ekonomisi üzerindeki baskıyı artırmak için finansal silahlarını da devreye soktu. ABD Hazine Bakanlığı, İran'ın havacılık sektörünü ve bağlantılı şirketleri merkeze alan yeni bir yaptırım paketi açıklayarak 36 kişi ve kurumu küresel finans sisteminden izole etme kararı aldı. ABD'li yetkililer, askeri kapasitesi büyük ölçüde yıpranmış olmasına rağmen bölgesel nüfuzunu korumaya çalışan Tahran'a yönelik bu adımların, ülkenin petrol gelirlerine ve sivil altyapısına yönelik topyekûn bir baskı kampanyasının parçası olduğunu vurguluyor.





