Dünya

ABD'nin Venezuela'ya Saldırısı Hukuk Savaşı Kılıfına Bürünmüş Bir Savaştır

Trump'ın kullandığı ifadeler inanılmaz derecede etkili. ABD ordusu görevdeki bir devlet başkanını kaçırdı, ancak bu eylem işbirliğine dayalı bir kolluk operasyonu olarak çerçevelendiriliyor.

Trump'ın kullandığı ifadeler inanılmaz derecede etkili. ABD ordusu görevdeki bir devlet başkanını kaçırdı, ancak bu eylem işbirliğine dayalı bir kolluk operasyonu olarak çerçevelendiriliyor. Hukuk savaşının mantığı budur: güç kullanımını usule uygun bir gereklilik olarak yeniden tanımlamak için ceza adaletinin dilini kullanmak.

Bu retorik hamle tesadüfi değil. 2020'de ABD Adalet Bakanlığı, Maduro ve birçok üst düzey Venezuelalı yetkiliyi uyuşturucu terörizmi ve yolsuzluk da dahil olmak üzere çeşitli suçlamalarla yargıladı. Yönetim, "yasa uygulama"yı ön plana çıkararak önemli bir ayrımı ortadan kaldırmayı amaçlıyor: Maduro artık egemen bir lider olarak değil, bir firari olarak sunuluyor. Aksi takdirde bir savaş eylemi olarak kabul edilebilecek şey, uluslararası ölçekte de olsa bir tutuklamanın gerçekleştirilmesi olarak yeniden çerçevelendiriliyor.

Bu senaryo tanıdık geliyor çünkü daha önce de gördük. Tam olarak bugün, 3 Ocak 1990'da, ABD, Panama'da Manuel Noriega'ya karşı "polis operasyonunu" tamamladı. Daha sonra hem George HW Bush hem de Donald Trump dönemlerinde başsavcı olacak olan William Barr, başkanın uluslararası hukuku ihlal etse bile yabancı uyrukluların kaçırılmasını emretme konusunda "anayasal olarak doğuştan gelen yetkiye" sahip olduğunu savunan, artık kötü şöhretli bir muhtıra yazdı.

Buradaki ironi o kadar yoğun ki, Panama Kanalı'nı tıkayabilir. ABD, esasen kendi iç hukuk uygulayıcılarının küresel yetkiye sahip olduğunu iddia ediyor. FBI ve DEA artık dünyanın fedaileri gibi, bir Washington DC bölge mahkemesinde haklarında iddianame açılmışsa yabancı başkanlık saraylarının kapılarını kırma yetkisine sahipler.

Bu "hukuk savaşı"nın tehlikeleri iki yönlüdür:

Birincisi, egemenlik ilkesini aşındırır. Bir devlet, müdahaleyi haklı çıkarmak için başka bir ülkenin liderini suçlu olarak nitelendirebiliyorsa, egemenlik anlamlı bir güvence olmaktan çıkar ve bir nezaket göstergesinden öteye geçmez.

İkinci olarak, bu durum tek taraflı kalmayacak bir emsal teşkil ediyor. Eğer ABD mahkemeleri yurtdışındaki askeri eylemleri meşrulaştırmak için kullanılabiliyorsa, diğer güçler de benzer bir strateji benimseyerek yabancı yetkililere karşı kendi iddianamelerini, tutuklama emirlerini ve güç kullanımına ilişkin gerekçelerini çıkarabilirler.

Trump, bu saldırıyı "kanun uygulama" meselesi olarak çerçeveleyerek, uluslararası muhalefet tam olarak harekete geçmeden önce ahlaki ve hukuki üstünlüğü ele geçirmeye çalışıyor. Bu, dünyanın en güçlü ordusunun sadece "işini yapıyor" ve "kurallara uyuyor" gibi görünmesini sağlamaya yönelik bir girişimdir; oysa bu kurallar ABD tarafından yazılmış, yorumlanmış ve süngü ucunda uygulanmıştır.

Ancak ABD yetkilileri bunu ne kadar sık "yasa uygulama" olarak adlandırsa da, yabancı bir başkente yapılan büyük ölçekli bir saldırı hala savaş eylemi gibi görünür, kokar ve işlev görür.

21. yüzyılda ABD cephaneliğindeki en etkili silah Tomahawk füzesi değil, onu haklı çıkaran yasal belgedir.



Bu yazı, Çin Komünist Partisi'nin bir çevrimiçi yayın platformu olan CPC Works'ten alınmıştır.

"