BRICS denildiğinde son yıllarda akla gelen ilk sorulardan biri şu oldu: Doların yerine yeni bir para mı geliyor? Hatta bazı kaynaklarda yeni para biriminin “Unit” olarak adlandırıldığı bile yazıldı.

12–13 Eylül’de Yeni Delhi’de gerçekleştirilen 18. BRICS Zirvesi, belki de tartışmanın yanlış yerden başladığını gösterdi. Hindistan’ın dönem başkanlığında toplanan ve artık 11 üyeye ulaşan BRICS; ticaret, enerji, teknoloji, kritik mineraller, kalkınma finansmanı ve uluslararası kurumların reformu gibi oldukça geniş bir gündemi ele aldı[1]. Ancak zirvede Çin Devlet Başkanı Xi Jinping’in ortaya koyduğu beş maddelik öneri, BRICS’in geleceği açısından özellikle dikkat çekiciydi.

Xi yalnızca daha fazla ticaretten veya yerel para birimlerinin daha fazla kullanılmasından söz etmedi. Açık kaynak ve kapsayıcı yapay zekâ girişimi, dijital ekosistem, özel ekonomik bölgeler arasında işbirliği, akıllı fabrikalar, mühendislik standartları ve eğitimi, daha istikrarlı tedarik zincirleri ve nihayet daha büyük ve bütünleşmiş bir BRICS pazarı önerdi[2]. Bir gün önce ise yapay zekâ destekli yeni bir sanayileşme girişimiyle BRICS ülkeleri arasındaki sanayi ve tedarik zinciri işbirliğinin güçlendirilmesini istemişti[3].

Bu önerileri yan yana koyduğumuzda karşımıza yalnızca yeni bir uluslararası işbirliği programı çıkmıyor. Bunlar aynı zamanda Çin’in son kırk yıldaki kalkınma tecrübesinin bazı temel araçlarını hatırlatıyor.

Çin’in ekonomik yükselişi yalnızca ucuz işgücüne veya yabancı sermayeye dayanmadı. Özel ekonomik bölgeler oluşturuldu. Altyapı geliştirildi. Yabancı sermaye üretim kümelerine yönlendirildi. Yerli tedarikçiler büyük üreticilerin etrafında toplandı. Mühendislik kapasitesi geliştirildi ve teknoloji giderek üretim süreçlerinin içine yerleştirildi. Çin zamanla yabancı şirketlerin üretim yaptığı bir ülke olmaktan çıkarak kendi üretim ekosistemini oluşturdu.

Şimdi Xi’nin BRICS için önerdiklerine bakalım: özel ekonomik bölgeler, akıllı fabrikalar, mühendis yetiştirme, teknik standartlar, dijital altyapı, yapay zekâ ve tedarik zincirleri. Neredeyse son yarım yüzyılda Çin’in ekonomik bir dev olma yolunda izlediği yöntemlere oldukça benzer öneriler…

Elbette bundan Çin’in kendi kalkınma modelini BRICS ülkelerine aynen ihraç etmek istediği sonucu çıkarılamaz. Çin’in nüfusu, siyasi yapısı, bürokratik kapasitesi, tasarruf oranı, yerel yönetim sistemi ve dünya ekonomisine açıldığı tarihsel dönem kendine özgüdür. Fakat başka bir ihtimal üzerinde durabiliriz. Çin kendi kalkınma modelini ihraç etmekten ziyade, o modelin kullandığı araçları uluslararasılaştırmaya çalışıyor olabilir.

Bu ayrım önemlidir. Kuşak ve Yol Girişimi’nin ilk döneminde Çin’in dış ekonomik varlığı limanlar, demiryolları, otoyollar, enerji santralleri ve sanayi bölgeleri gibi daha çok fiziksel altyapıyla görünür hale gelmişti.

Şimdi altyapının anlamı genişliyor. Limanın yanına veri merkezi, sanayi bölgesinin yanına yapay zekâ, fabrikanın yanına teknik standart, ticaretin yanına dijital ödeme sistemi geliyor. Başka bir ifadeyle Çin’in dış ekonomik stratejisinde fiziksel bağlantıdan üretim ve teknoloji ekosistemine doğru bir genişleme görülüyor.

BRICS bunun için uygun bir zemin olabilir. Çünkü genişlemiş yapı bugün enerji üreticilerini, büyük tüketici pazarlarını, sanayileşmekte olan ekonomileri ve önemli finans merkezlerini aynı platformda buluşturuyor.

Fakat bu çeşitlilik aynı zamanda BRICS’in en önemli sınırını oluşturuyor. Bunu Yeni Delhi’de en açık biçimde Hindistan gösterdi. Başbakan Narendra Modi, teknolojinin ve kritik minerallerin “silahlaştırılmasına” karşı uyarıda bulunarak teknolojiye erişimin kapsayıcı olması gerektiğini söyledi.[4] Bu açıklama yalnız ABD ve Batı’ya yönelik bir eleştiri olarak okunmamalıdır. Kritik mineraller ve bazı üretim teknolojilerinde Çin’in sahip olduğu ağırlık düşünüldüğünde, Hindistan açısından mesajın Pekin’e bakan bir tarafı da var.

Çin ile Hindistan arasındaki ilişkiler son dönemde yeniden normalleşmeye başlamış olsa da (sosyal medya da iki toplumun birbirine karşı toplum olarak kötü yönlerini gösteren hesapları saymazsak) ekonomik yakınlaşma stratejik rekabeti ortadan kaldırmış değil. Xi’nin yedi yıl sonra Hindistan’ı ziyaret etmesi ve Narendra Modi ile görüşmesi bu açıdan önemliydi. İki lider ekonomik işbirliğinin genişletilmesini desteklerken Hindistan sınır bölgelerinde barışın ilişkilerin gelişmesinin temel şartı olduğunu bir kez daha vurguladı.[5]

Dolayısıyla Hindistan’ın önünde bir ikilem bulunuyor. Daha büyük bir BRICS pazarı, güçlü tedarik zincirleri ve teknoloji işbirliği Hindistan’ın da çıkarına olabilir. Fakat bu sistem Çin teknolojileri, Çin standartları ve Çin tedarik zincirleri etrafında kurulursa başka bir soru ortaya çıkacaktır. O soru şudur;

BRICS ülkeleri Batı’ya bağımlılıklarını azaltırken Çin’e yeni bir bağımlılık mı oluşturacak?

BRICS’in geleceğini belirleyecek temel gerilimlerden biri muhtemelen entegrasyon isteği ile stratejik özerklik arasındaki gerilim olacaktır.

Bu nedenle BRICS tartışmasını yalnızca “dolara alternatif para” meselesine indirgemek yanıltıcıdır. Ekonomik entegrasyon çoğu zaman paradan başlamaz. Önce ticaret gelişir. Şirketler birbirlerinin pazarlarına girer. Tedarik zincirleri birbirine bağlanır. Teknik standartlar yakınlaşır. Finansman mekanizmaları oluşur. Ödeme sistemleri birbirleriyle konuşmaya başlar. Teknoloji ve insan dolaşımı artar.

Para çoğu zaman bunların ardından gelir. Son dönemde BRICS içinde yerel para birimleriyle ticaret ve ödeme sistemlerinin birbirine bağlanmasının tartışılması bu nedenle önemlidir. Bunların yanına Xi’nin yapay zekâ, özel ekonomik bölgeler, akıllı fabrikalar, mühendislik ve tedarik zincirleri önerilerini koyduğumuzda farklı bir BRICS resmi ortaya çıkıyor.

Belki de amaç yeni bir para yaratmaktan önce yeni bir ekonomik ağ oluşturmaktır.

Böyle bir ağ kurulursa dolar ertesi sabah dünya rezerv parası olma özelliğini kaybetmeyecek; yuan da onun yerine geçmeyecektir. Fakat gelişmekte olan ülkelerin ticaret, finansman, teknoloji ve üretim ilişkilerini yürütebilecekleri alternatif kanallar çoğalabilir.

Ortaya çıkacak şey tek bir sisteme karşı başka tek bir sistemden ziyade ekonomik ve finansal çoğullaşma olabilir.

Bu nedenle Yeni Delhi Zirvesi’nden sonra BRICS hakkında sorulması gereken soru belki de “Doların yerine ne gelecek?” değildir.

Daha ilginç soru şudur: Çin BRICS’e kendi parasını mı öneriyor, yoksa kendi kalkınma tecrübesinde kullandığı araçlarla yeni bir üretim ve teknoloji ekosistemi mi kurmaya çalışıyor?

Eğer ikincisi gerçekleşirse BRICS’in küresel ekonomi üzerindeki etkisini hangi parayı kullandığından çok, birlikte ne üretebildiği belirleyebilir.


[1] https://timesofindia.indiatimes.com/india/putin-xi-and-a-bigger-brics-india-takes-its-vision-for-the-bloc-to-global-stage/articleshow/134050788.cms

[2] https://timesofindia.indiatimes.com/india/xi-proposes-5-point-initiative-calls-for-larger-integrated-market/articleshow/134225501.cms

[3] https://www.scmp.com/news/china/diplomacy/article/3367341/chinese-leader-pledges-help-brics-nations-ai-and-smart-manufacturing

[4] https://timesofindia.indiatimes.com/india/brics-day-2-pm-flags-critical-minerals-tech-weaponisation-amid-global-tensions/articleshow/134220477.cms

[5] https://timesofindia.indiatimes.com/india/thaw-in-ties-deserves-to-be-cherished-says-xi-border-peace-is-essential-pm-modi/articleshow/134171824.cms