Geçtğimiz hafta Türkiye’nin ASEAN ile ilişkilerinde Sektörel Diyalog Ortaklığı’ndan tam Diyalog Ortaklığı seviyesine yükselmesi, ilk bakışta diplomatik ilişkilerin kurumsallaşmasında yeni bir aşama olarak görülebilir. Ancak bu gelişmeyi yalnızca diplomatik bir statü değişikliği olarak okumak çok basit bir okuma olabilir. Bu gelişme Türkiye’nin son yıllarda izlediği çok yönlü dış politikanın daha derin stratejik boyutlarını da göz önüne almayı gerektiriyor.
Türkiye’nin ASEAN’a yaklaşması gerçekten bir “Yeniden Asya” stratejisinin kurumsallaşması mı, yoksa Batı merkezli ittifak sisteminin sunduğu güvenlik mimarisi ile Asya’nın yükselen ekonomik ağırlığı arasında yeni bir denge arayışı mı? Üzerinde düşünmemiz gereken ilk soru bu olmalıdır.
Yaklaşık 700 milyonluk nüfusu, genişleyen ekonomik kapasitesi ve küresel ticaret açısından artan ağırlığıyla Güneydoğu Asya, Türkiye açısından yalnızca yeni bir pazar değildir. Bölge aynı zamanda Çin-ABD rekabetinin, tedarik zincirlerinin yeniden yapılanmasının, savunma teknolojilerinin yayılmasının ve küresel yönetişim tartışmalarının kesiştiği stratejik bir alandır.
Dolayısıyla Türkiye’nin ASEAN’daki varlığını değerlendirirken temel mesele, Ankara’nın Doğu’ya yönelip yönelmediği değil; aynı anda birden fazla jeopolitik sistem içerisinde ne ölçüde özerk hareket edebileceğidir.
“Eksen Genişlemesi” Gerçekten Mümkün mü?
Türkiye’nin ASEAN açılımı sıklıkla bir “eksen kayması” olmadığı, aksine dış politika ekseninin genişletildiği şeklinde yorumlanmaktadır. Fakat burada daha temel bir teorik sorun ortaya çıkıyor; Bir devlet aynı anda birbirinden farklı stratejik önceliklere sahip jeopolitik yapılara ne ölçüde angaje olabilir?
Türkiye bir taraftan NATO’nun güvenlik mimarisinin parçasıdır. Diğer taraftan Çin’in ekonomik ağırlığının belirgin olduğu Asya-Pasifik bölgesinde daha görünür bir aktör olmaya çalışmaktadır. Bu iki yönelim ilk bakışta birbirini dışlamak zorunda değildir.
Ancak sorun, çıkarların kesiştiği alanlardan çok çatıştığı alanlarda ortaya çıkmaktadır.
NATO üyeliği Türkiye’ye belirli güvenlik yükümlülükleri ve stratejik sorumluluklar getirirken, ASEAN’ın temel yaklaşımı egemenlik, tarafsızlık, istişare ve pragmatik iş birliği ilkeleri etrafında şekillenmektedir.
O zaman şu soruyu sormak oldukça önemli hale gelmektedir. Türkiye’nin NATO üyeliği ile ASEAN angajmanı arasında gerçek bir stratejik uyum mu vardır, yoksa Ankara iki farklı düzenin çelişkilerini geçici olarak yönetebildiği için mi bu uyum mümkün görünmektedir?
Başka bir ifadeyle mesele “iki tarafa da yakın olmak” değil, iki farklı stratejik mantığın aynı dış politika içinde sürdürülebilir biçimde birleştirilip birleştirilemeyeceğidir.