Türkiye dahil her yıl 26 Haziran'da dünyanın dört bir yanında "Uluslararası Uyuşturucu Kullanımı ve Kaçakçılığı ile Mücadele Günü" dolayısıyla açıklamalar yapılıyor. Hükümetler bağımlılığın toplum üzerindeki yıkıcı etkilerine dikkat çekiyor, uluslararası kuruluşlar yeni mücadele stratejileri açıklıyor ve medya organları uyuşturucunun yol açtığı sosyal sorunları gündeme taşıyor.

Ancak bugün kutlanan bugünün neden özellikle 26 Haziran olarak seçildiğini bilenlerin sayısı oldukça azdır. Bu tarih tesadüfen belirlenmemiştir. Aksine modern uluslararası uyuşturucuyla mücadele tarihinin başlangıcı sayılabilecek sembolik bir olaya dayanmaktadır. Daha da ilginç olanı ise bu hikâyenin merkezinde Çin'in bulunmasıdır.

1839 yılına gelindiğinde Çin, tarihin en büyük uyuşturucu krizlerinden biriyle karşı karşıyaydı. İngiliz tüccarlar, Hindistan'da ürettikleri afyonu Çin'e satıyor; karşılığında çay, ipek ve porselen satın alıyordu. Afyon ticareti yalnızca milyonlarca insanı bağımlı hâle getirmemiş, aynı zamanda Çin'den büyük miktarda gümüş çıkışına yol açarak Qing ekonomisini de ciddi biçimde sarsmıştı.

Bu yüzden Qing İmparatoru, tecrübeli devlet adamı Lin Zexu'yu Guangzhou'ya gönderdi. Lin Zexu, İngiliz tüccarların depolarındaki yaklaşık 20 bin sandık afyona el koydu ve deniz kıyısında günler süren büyük bir operasyonla bu afyonları imha ettirdi. Operasyon 25 Haziran 1839'da tamamlandı.

Ertesi gün ise bugün dünyanın kutladığı tarihe dönüştü. 1987 yılında Birleşmiş Milletler Genel Kurulu, 26 Haziran'ı "Uluslararası Uyuşturucu Kullanımı ve Kaçakçılığı ile Mücadele Günü" ilan etti. Bu tarih, aynı gün sona eren uluslararası konferans nedeniyle seçilmiş olsa da Lin Zexu'nun afyonu imha ettiği operasyonun tamamlanmasını simgeleyen tarih olması nedeniyle ayrıca anlam taşımaktadır.

Bu nedenle 26 Haziran yalnızca modern uyuşturucuyla mücadeleyi değil, aynı zamanda tarihte devlet eliyle gerçekleştirilen ilk büyük uyuşturucu karşıtı operasyonlardan birini de temsil etmektedir.

Tarihsel süreç içerisinde bu olay serbest ticaret mi, kamu sağlığı mı? sorularını beraberinde getirmiştir. Lin Zexu'nun operasyonu yalnızca uyuşturucu ticaretini hedef almıyordu. Aslında Çin devleti ilk kez halk sağlığını korumak amacıyla uluslararası ticarete doğrudan müdahale ediyordu. İngiltere ise aynı olaya tamamen farklı bir gözle baktı. Londra yönetimine göre Çin'in yaptığı şey serbest ticaretin önüne engel koymaktı. Bu bakış açısı kısa süre sonra Birinci Afyon Savaşı'nın başlamasına yol açtı. Savaşın sonunda Çin yalnızca askeri olarak yenilmedi. O zamanlar üzerinde balıkçıların yaşadığı bir ada olan Hong Kong'u kaybetti. Limanlarını açmak zorunda kaldı ve Çin tarihinde “eşitsiz antlaşmalar” olarak tanımlanan antlaşmaları kabul etti. Yabancı devletlere geniş imtiyazlar tanıdı. Bugün Çin tarih kitaplarında "Yüzyıllık Aşağılanma" olarak anlatılan dönem işte bu savaşla başlamaktadır.

Yüzyıllık Aşağılanmadan Lin Zexu’nun Birleşmiş Milletler önündeki heykeline

Bu tarihsel hafızanın uluslararası alandaki en dikkat çekici sembollerinden biri ise çok az kişinin bildiği bir ayrıntıdır.

Bugün Viyana'da bulunan Birleşmiş Milletler yerleşkesinde, UNODC'nin (Birleşmiş Milletler Uyuşturucu ve Suç Ofisi) bulunduğu kompleksin önünde Lin Zexu'nun heykeli yer almaktadır.

Bu heykel yalnızca Çin'in ulusal kahramanlarından birini temsil etmez. Aynı zamanda uluslararası toplumun, modern uyuşturucuyla mücadelenin tarihsel köklerinden birinin Çin'de başladığını kabul ettiğinin sembolik bir göstergesidir. Dolayısıyla 26 Haziran kutlamaları aslında yalnızca bugünü değil, yaklaşık iki yüz yıl önce yaşanan tarihi de hatırlatmaktadır.

Çin neden bu kadar sert?

Çin'in günümüzde uyguladığı uyuşturucu politikaları çoğu zaman yalnızca ceza hukuku üzerinden değerlendirilmektedir. Gerçekten de büyük ölçekli uyuşturucu üretimi ve kaçakçılığına karşı dünyanın en ağır yaptırımlarından bazıları Çin'de uygulanmaktadır. Ancak bu sertliğin arkasında yalnızca hukuk anlayışı bulunmamaktadır. Asıl belirleyici unsur tarihsel hafızadır.

Çin açısından uyuşturucu yalnızca bireyin sağlığını bozan zararlı bir madde değildir. Geçmişte bir imparatorluğu zayıflatan, ekonomisini çökerten ve yabancı müdahaleye açık hâle getiren tarihsel bir araçtır. Bu nedenle Pekin yönetimi uyuşturucuyla mücadeleyi yalnızca sağlık politikası olarak değil; ulusal güvenlik, toplumsal istikrar ve devlet egemenliği meselesi olarak değerlendirmektedir. Resmî belgelerde sıkça kullanılan "Uyuşturucuya Karşı Halk Savaşı" ifadesi de tam olarak bu anlayışı yansıtmaktadır.

Resmî veriler ne söylüyor?

Çin Ulusal Uyuşturucu Kontrol Komisyonu'nun yayımladığı China Drug Situation Report 2024 raporuna göre ülkede kayıt altında bulunan aktif uyuşturucu kullanıcısı sayısı 747 bin kişiye kadar gerilemiştir. Bir önceki yıl bu sayı yaklaşık 896 bin olarak tespit edilmiştir. Nüfusun büyüklüğü dikkate alındığında kayıtlı kullanıcı oranı yaklaşık binde 0,5'in altındadır.

Rapora göre klasik uyuşturucuların kullanımındaki düşüş devam ederken yeni mücadele alanını sentetik maddeler oluşturmaktadır. 2024 yılı içerisinde; yaklaşık 37 bin uyuşturucu davası sonuçlandırılmıştır. 62 binden fazla şüpheli yakalanmış ve 88 bin narkotik ve psikotrop ilaç kötüye kullanımı vakası tespit edilmiştir.

Çin ayrıca 2019 yılında dünyada ilk kez bütün sentetik uyuşturucu türevlerini topluca kontrol altına alan ülkelerden biri olmuştur. Sonraki yıllarda da özellikle sentetik uyuşturucu üretiminde kullanılan kimyasallar üzerinde denetimler artırılmıştır.

Aynı sorun, iki farklı tarih

Çin’in uyuşturucu politikasının dünyanın geri kalan ülkelerinin politikalarından en önemli farkı Çin’in bu olayı tarihte yaşadığı deneyimleri de düşünerek oluşturmasıdır. Özellikle Batı dünyasında uyuşturucu politikaları daha çok bireysel özgürlükler, halk sağlığı ve zarar azaltma politikaları çerçevesinde tartışılmaktadır. Çin ise aynı sorunu tarihsel hafıza üzerinden okumaktadır. Birçok ülke için uyuşturucu çoğunlukla bir halk sağlığı sorunudur. Çin için ise buna ek olarak ulusal egemenlik sorunudur.

Batı gelecekte bağımlılığı azaltmayı hedeflerken Çin geçmişte yaşadığı tarihsel travmanın tekrar etmesini önlemeye çalışmaktadır. Bu nedenle ABD ile Çin arasında son yıllarda yaşanan sentetik uyuşturucu üretiminde kullanılan fentanil tartışmaları da yalnızca kimyasal maddeler üzerine değildir. Taraflar aynı problemi konuşmaktadır. Ancak farklı tarihleri hatırlamaktadır.

Uluslararası ilişkiler literatüründe devletlerin dış politika ve güvenlik tercihleri çoğu zaman ekonomik çıkarlar veya güç dengeleri üzerinden açıklanır. Oysa Çin'in uyuşturucu politikaları bize başka bir gerçeği göstermektedir. Tarihsel hafıza da en az ekonomi kadar güçlü bir politika yapıcıdır. 26 Haziran bu nedenle yalnızca uluslararası takvimde yer alan sembolik bir gün değildir. Bu tarih aynı zamanda devletlerin geçmiş deneyimlerinin bugünkü politikalarını nasıl şekillendirdiğini gösteren önemli bir örnektir.

Dünya bugün uyuşturucuyla mücadeleyi anarken Çin yalnızca bağımlılıkla mücadeleyi değil; Lin Zexu'yu, Afyon Savaşları'nı ve bir daha benzer bir aşağılanmayı yaşamama kararlılığını da hatırlamaktadır. Çin'in günümüzdeki uyuşturucu politikalarını anlamanın ilk şartı, önce 1839 yılını hatırlamaktır.