Bir önceki yazıda BYD'nin Manisa yatırımının askıya alınması sonrasında Türkiye'de ortaya çıkan tartışmaları ele almış ve bu tartışmaların çoğu zaman ekonomik gerçeklerden çok ideolojik pozisyonlar üzerinden yürüdüğünü belirtmiştim. Peki aynı olaya Çin tarafından bakıldığında nasıl bir tablo ortaya çıkıyor? Çin kamuoyu ve Çin medyası BYD'nin Türkiye kararını nasıl yorumluyor?

Öncelikle belirtmek gerekir ki BYD'nin Türkiye yatırımını askıya alması, Türkiye'de olduğu kadar Çin'de büyük bir toplumsal tartışma konusu haline gelmiş görünmüyor. Bunun temel nedeni Çin kamuoyunun olaya daha çok Avrupa merkezli bakmasıdır. Çinli yorumcuların önemli bir bölümü açısından mesele Türkiye değil, BYD'nin Avrupa stratejisidir.

Türkiye'de yatırımın askıya alınması günlerce manşetlerde yer alırken, Çin'deki değerlendirmelerin önemli bir kısmı BYD'nin Avrupa'daki genel yatırım planlarına odaklanmıştır. Çinli yorumcular için haberin merkezinde Türkiye değil, Avrupa pazarı bulunmaktadır. Bu durum ilk bakışta şaşırtıcı görünse de aslında Çin'in küresel ekonomik öncelikleri düşünüldüğünde son derece anlaşılabilir bir durumdur.

Nitekim BYD yöneticilerinin yaptığı açıklamalarda da şirketin önceliğinin Avrupa'daki üretim ağını güçlendirmek olduğu vurgulanmaktadır. Bu nedenle Çin'deki ekonomi çevrelerinde yapılan değerlendirmelerde yatırımın askıya alınması daha çok üretim kapasitesinin yönetimi, maliyet optimizasyonu, Avrupa Birliği pazarına erişim ve küresel yatırım önceliklerinin yeniden düzenlenmesi çerçevesinde ele alınmaktadır.

Aslında "Çinliler ne düşünüyor?" sorusunun tek bir cevabı da yok. Tıpkı Türkiye'de olduğu gibi Çin'de de aynı olaya farklı kesimler farklı anlamlar yüklemektedir.

Örneğin Çinli şirket yöneticileri ve finans çevreleri açısından BYD'nin Türkiye kararı büyük ölçüde kurumsal bir yatırım meselesidir. Bu çevrelerde yapılan değerlendirmelerde yatırımın geri dönüş süresi, Avrupa pazarına erişim, üretim maliyetleri, tedarik zinciri yapısı ve şirketin küresel büyüme stratejisi ön plana çıkmaktadır. Bu bakış açısında Türkiye ne özel bir dost ne de özel bir risk olarak görülmektedir. Türkiye, diğer birçok yatırım lokasyonu gibi avantajları ve dezavantajları bulunan bir pazar olarak değerlendirilmektedir.

Buna karşılık Çinli stratejistler ve dış politika uzmanları konuya daha geniş bir perspektiften yaklaşmaktadır. Bu çevrelerde Türkiye sadece bir yatırım yapılacak ülke olarak değil, Avrupa, Orta Doğu, Kafkasya ve Orta Asya'nın kesişim noktasında bulunan stratejik bir aktör olarak görülmektedir. Özellikle Kuşak ve Yol Girişimi'nin ilan edilmesinden sonra Türkiye'nin Çin literatüründe daha görünür hale geldiği söylenebilir.

Ancak burada dikkat çekici bir nokta bulunmaktadır. Çinli uzmanların önemli bir bölümü Türkiye'nin jeopolitik önemini kabul etmekle birlikte Ankara'nın dış politika yöneliminin zaman zaman öngörülemez olabildiğini düşünüyor. Türkiye'nin aynı anda NATO üyesi olması, Avrupa Birliği ile yoğun ekonomik ilişkilere sahip bulunması, Rusya ile enerji iş birliği yürütmesi ve Çin ile ekonomik ilişkilerini geliştirmeye çalışması bazı Çinli yorumcular tarafından fırsat olarak görülürken bazıları tarafından belirsizlik kaynağı olarak değerlendiriliyor.

Ancak en ilginç tablo sosyal medya tartışmalarında ortaya çıkmaktadır. Çin'in sosyal medya platformlarında yapılan yorumlara bakıldığında zaman zaman Türkiye'de gerçekleşen tartışmalarda görülen duygusal tonun adeta bir yansıması görülüyor. Türkiye'de bazı kullanıcılar Çin'i güvenilmez bulurken, Çin'de bazı kullanıcılar da Türkiye'nin Batılı baskılar karşısında uzun vadeli taahhütlerini sürdüremeyeceğini savunmaktadır. Türkiye'de Çin yatırımlarının gerçekleşmemesi eleştirilirken, Çin'de bazı kullanıcılar Türkiye'nin Çinli yatırımcılara yönelik ek vergilerini veya geçmişte yaşanan siyasi gerilimleri hatırlatıyor.

Bu noktada ortaya oldukça ilginç bir durum çıkmaktadır. İki taraf da çoğu zaman kendisini pragmatik, karşı tarafı ise duygusal davranmakla suçlamaktadır. Oysa sosyal medya tartışmaları incelendiğinde duygusal reflekslerin, tarihsel hafızanın ve milliyetçi yorumların her iki tarafta da benzer biçimde ortaya çıktığı görülmektedir.

Çin devletinin resmi söylemine bakıldığında ise çok daha temkinli bir dil kullanıldığı görülüyor. Resmî açıklamalarda Türkiye genellikle Kuşak ve Yol Girişimi kapsamında önemli bir ortak, Avrupa ile Asya arasında bağlantı sağlayan stratejik bir ülke ve ekonomik iş birliği potansiyeli yüksek bir aktör olarak tanımlanıyor. Bu nedenle resmi söyleme göre BYD meselesi bir siyasi kriz değil, şirketlerin ticari çıkarları çerçevesinde alınmış bir karardır.

Üzerinde durulması gereken bir başka konu da Türkiye'nin Çin kamuoyundaki görünürlüğüdür. Türkiye'de Çin son yıllarda giderek daha fazla tartışılan bir ülke haline gelmiştir. Elektrikli araçlardan yapay zekâya, Kuşak ve Yol Girişimi'nden küresel güç dengelerine kadar birçok konuda Çin'e atıf yapılmaktadır. Ancak aynı ilginin Çin tarafında Türkiye'ye yönelik olduğunu söylemek oldukça zordur.

Çin açısından bakıldığında Türkiye önemli bir ülke olmakla birlikte birincil gündem maddesi değildir. Çin medyasının dış haber gündeminde Amerika Birleşik Devletleri, Avrupa Birliği, Japonya, Rusya, Hindistan ve Tayvan gibi konular çok daha fazla yer tutmaktadır. Bunun temel nedeni Çin'in ekonomik ve stratejik öncelikleridir.

Bu durum Türkiye'nin önemsiz olduğu anlamına gelmemektedir. Aksine Çinli stratejistler Türkiye'yi Avrupa, Orta Doğu, Kafkasya ve Orta Asya arasında önemli bir geçiş noktası olarak görmektedir. Ancak bu ilgi daha çok uzman çevrelerde yoğunlaşmaktadır. Ortalama bir Çin vatandaşının günlük haber akışı içerisinde Türkiye'ye ilişkin gelişmeler oldukça sınırlı yer bulmaktadır.

İki ülkenin uzmanlarının ve vatandaşlarının birbirleri hakkındaki algıları farkıdır. Türkiye'de Çin çoğu zaman küresel sistemin geleceğini belirleyen büyük bir güç olarak görülmektedir. Çin'de ise Türkiye genellikle bölgesel ölçekte önemli bir aktör olarak değerlendirilmektedir. Bu nedenle Türkiye'de büyük yankı uyandıran bazı gelişmeler Çin'de çok daha sınırlı ilgi görebilmektedir.

Aslında bu durum iki ülke arasındaki beklenti farklılıklarını anlamak açısından da önemlidir. Türkiye çoğu zaman Çin'in Türkiye’ye yeterli ilgiyi göstermediğini düşünmektedir ki Sırbistan gibi Avrupa’nın görece küçük, zayıf ülkeleri ile ilişkileri göz önüne alındığında bu pek de haksız bir bakış açısı değildir. Çin ise Türkiye'yi önemli ancak vazgeçilmez olmayan bir ortak olarak değerlendirmektedir.

Belki de BYD tartışmasının görünmeyen taraflarından biri budur. Türkiye'de birçok kişi Çin'in bu kararı doğrudan Türkiye ile ilgili bir değerlendirme olarak okurken, Çin tarafında aynı karar çok daha geniş bir küresel stratejinin parçası olarak görülmektedir.

Fakat bütün bu değerlendirmeler bizi daha derin bir soruya götürmektedir. Çinli yorumcular neden zaman zaman Türkiye'nin öngörülebilirliğini sorgulamaktadır? Türkiye'de bazı kesimler neden Çin'in verdiği sözleri tutmadığını düşünmektedir? Bu karşılıklı güvensizlik hissi nereden kaynaklanmaktadır?

Bu soruların cevabı yalnızca BYD kararında değil, iki ülkenin tarihsel süreçlerde yaşadıkları olaylarda saklıdır. Özellikle son otuz yılda Varyag gemisinin Türk Boğazlarından geçiş süreci, Çin hava savunma sistemi ihalesinin iptali, Uygur meselesi, Kuşak ve Yol Girişimi kapsamındaki beklentiler ve gerçekleşmeyen yatırımlar gibi birçok olay zaman içerisinde iki ülkenin birbirine bakışını şekillendirmiştir.

Dolayısıyla bugün yaşanan tartışmaları anlamak için sadece güncel gelişmelere değil, bu gelişmelerin üzerine inşa edildiği tarihsel hafızaya da bakmak gerekmektedir.

Bir sonraki yazıda BYD'den Çinli prenseslere, Kore savaşından, Varyag'a uzanan süreçte Türkiye ve Çin arasında oluşan karşılıklı güven ve güvensizlik hafızasının izini sürerek iki ülkenin birbirini nasıl algıladığını şekillendiren dönüm noktalarını ele alacağız.